World News in Dutch

Önce evrensel hukuk, sonra vicdan mahkemeleri

Zaman 

Darbe teşebbüsünün ardında ABD'nin olduğunu ispat etmek ve sorumluları tespit etmek başlı başına bir sorundur. FETÖ lideri için bile güçlü delil isteyip iadeden kaçan ABD, kendi sorumluluğunu asla kabul etmeyecektir. Buna rağmen her halükârda konunun hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada güçlü bir şekilde dile getirilmesi gerekmektedir. Uluslararası kamuoyu oluşturmak ve propaganda yapmak amacıyla UCM savcılığına müracaat mümkündür.Ancak vicdan mahkemelerinin kurulması elzemdir. Bu mahkemeler reelpolitik kaygılardan uzak olacağı için mahkemenin teşekkülü, işleyişi ve neticelenmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ayrıca bu mahkemeler, ceza mahkemelerinin sıkı kurallarıyla da bağlı değildir. Vicdan mahkemesinin kurulması ve işleyişi, gerek ulusal gerekse uluslararası alanda atılacak adımların da tetikleyicisi olacaktır.

ABD tarafından tasarlanan ve 15 Temmuzda Türkiye'de hayata geçirilmeye çalışılan darbe, uluslararası hukuku ihlal ettiği gibi aynı zamanda teşebbüsü esnasında savaş suçu işlenmiştir. Bu durumda atılacak hukuki adımlar şu şekilde sıralanabilir:

1. Milletlerarası Adalet Divanı'na Başvuru

ABD'nin kuvvet kullanımı ve Türkiye içindeki silahlı faaliyeti için Türkiye'nin Adalet Divanı'na başvurması mümkündür. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin, Kongo topraklarındaki silahlı faaliyetleri sebebiyle Ruanda'ya karşı açtığı dava buna örnek gösterilebilir. Adalet Divanı Statüsü'nün 34. Maddesine göre divan önündeki davalarda yalnız devletler taraf olabilirler. Bu sebeple gerek saldırı gerekse savaş suçları sebebiyle kişilerin Adalet Divanı önünde ceza hukuku kapsamında yargılanmaları mümkün değildir.

2. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)

UCM Roma Statüsü'ne göre mahkemenin yargı yetkisine; soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçları girmektedir. Ancak saldırı suçunun tanımı henüz yapılmamıştır.

ABD vatandaşları tarafından, Türkiye'de dolaylı olarak işlenen savaş suçları her ne kadar mahkemenin yargı yetkisi dahilinde olsa da Statü'nün 12. maddesi uyarınca ABD Statüyü onaylamadığı için UCM, ABD'li sorumlular hakkında yargılama yetkisini kullanamayacaktır. Ancak Sudan davası örneğinde de görüldüğü gibi bu kuralın tek istisnası BM Güvenlik Konseyi'nin, durumu Statü'nün 13/b maddesi uyarınca UCM savcısına bildirmesidir. ABD'nin Güvenlik Konseyi üyesi olması sebebiyle böyle bir ihtimal de bulunmamaktadır.

Ancak buna karşın uluslararası alanda kamuoyu oluşturma adına delillerin ve faillerin tespitiyle birlikte 13/c ve 15. maddeler kapsamında UCM'ye başvuru mümkündür.

3. ABD'li Faillerin Türkiye'de Yargılanması

15 Temmuzda başlatılan darbe teşebbüsü sırasında işlenen suçlar Türkiye Devleti'ne ve Türk vatandaşlarına karşı işlendiği için faillerin tespiti halinde ABD vatandaşlarının Türk Mahkemeleri önünde yargılanmalarının önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ancak uluslararası ilişkiler ve baskılar sebebiyle herhangi bir soruşturma başlatılsa bile bu soruşturmanın neticelenmesi imkânı gözükmemektedir. Ayrıca ifadelerin alınması, delillerin toplanması, kişilerin yakalanması, Türkiye'ye teslim edilmesi, gıyapta verilecek kararların infazı gibi problemler basite alınacak türden değildir.

4. Evrensel Yargı Yetkisini Tanımış Ülkelerde Yargılama

Savaş suçları uluslararası ağır suçlardan olup bu suçlar hakkında evrensel yargılama yetkisini kabul etmiş 3. bir ülkede yargılama yapılması mümkündür. Ancak uluslararası çıkarlar ve baskılar bu davaların kaderini tayin etmektedir. Örneğin Sabra ve Şatilla katliamları sebebiyle dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron hakkında 2001 yılında Belçika'da dava açılmışsa da baskılar neticesinde 2003 yılında evrensel yargı yetkisini sınırlayan bir yasa kabul edilmiş ve dava yetkisizlik sebebiyle reddedilmiştir.

5. Vicdan Mahkemeleri

Vicdan mahkemeleri, ulusal veya uluslararası mahkemelerin işlenen suçları soruşturma ve yargılamadan kaçınmaları veya bu hususta yetersiz kalmaları karşısında siviller tarafından kurulan, sorumluları en azından insanların vicdanlarında mahkûm etme gayesi güden, arkalarında herhangi bir kamu otoritesi ve bu nedenle yaptırım gücü bulunmayan mahkemelerdir.

Bu mahkemelere ABD'nin Vietnam'da işlediği savaş suçlarını araştırmak ve dünya kamuoyuna duyurmak için İngiliz filozof Bertrand Russel öncülüğünde kurulan “Russell Mahkemesi”ni ve 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali ve işlenen suçlar sebebiyle kurulan “Irak Dünya Mahkemesi”ni örnek göstermek mümkündür.

Netice:

ABD tarafından tasarlanan ve 15 Temmuzda Türkiye'de hayata geçirilmeye çalışılan darbe, uluslararası hukuku ihlal ettiği gibi aynı zamanda teşebbüsü esnasında savaş suçu işlenmiştir. ABD'nin gerek BM Güvenlik Konseyi üyesi olması, gerek uluslararası arenadaki gücü ve rolü, gerekse siyasi, ekonomik ya da askeri bir krize yol açma endişesi sebebiyle darbe planının arkasında olan ABD vatandaşları hakkında etkin bir ceza yargılaması yapılamayacağı açıktır. Bunun yanında darbe teşebbüsünün ardında ABD'nin olduğunu ispat etmek ve sorumluları tespit etmek başlı başına bir sorundur. FETÖ lideri için bile güçlü delil isteyip iadeden kaçan ABD, kendi sorumluluğunu asla kabul etmeyecektir. Nitekim ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Bakan Soylu'nun ABD'yi işaret eden iddiasına tepki göstererek ikili ilişkilerin zedelenebileceği tehdidinde bulunmuştur.

Buna rağmen her halükârda konunun hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada güçlü bir şekilde dile getirilmesi gerekmektedir. Uluslararası kamuoyu oluşturmak ve propaganda yapmak amacıyla UCM savcılığına müracaat mümkündür. Ancak hiç yoktan vicdan mahkemelerinin kurulması elzemdir. Bu mahkemeler reel politik kaygılardan uzak olacağı için mahkemenin teşekkülü, işleyişi ve neticelenmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Ayrıca bu mahkemeler, ceza mahkemelerinin sıkı kurallarıyla da bağlı değildir. Vicdan mahkemesinin kurulması ve işleyişi, gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda atılacak adımların da tetikleyicisi olacaktır.

Av. Bilal Koldaş (Uluslararası Hukukçular Birliği Üyesi)

Читайте на сайте