MUHARREM AYI VE AŞURE
Merhabalar sevgili dostlar,
Hicri yılbaşının gelmesi ile beraber Hicri takvimin ilk ayı olan ''Muharrem ayı''başladı. Sözlükte ''haram kılınan, yasaklanan, kutsal olan, saygı duyulan''anlamlarındaki ''Muharrem'', savaşmanın haram kabul edildiği dört aydan birisidir. Allahın ayı denmesinin sebebi de bu yüzdendir.
İnanca göre Şiilik'te önemli bir figür olan İslam Peygamberi Muhammed'in torunu İmam Hüseyin, Kerbela da Muharrem ayının 10. günü öldürülmüştür. Muharrem ve Safer aylarını matem ayları olarak kabul edilir. Bu sebeptendir ki Hz. Hüseyin ve 72 arkadaşının şehit edildiği tarihi anmak için de AŞURE pişirilir.
Aynı zamanlarda Nuh Peygamberin gemisinin tufandan kurtulduğu ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığı günlerde bu günlere raslamaktadır. Ve bu günleri de anmak için Aşure pişirildiği söylenmektedir.
Bereket ve paylaşım simgesi olarak kabul edilen AŞURE, bu yılda yine evlerde pişirilmeye başlayacak.
Aşure geleneğinin Nuh Peygamber zamanından geldiği de bir diğer rivayettir ve Nuh tufanı ile başladığı yazılmaktadır.
Hz. Nuh ve ona iman edenler, büyük tufan sonrası bindikleri gemi de ellerinde kalan son malzemeleri büyük bir kazan'a toplayarak bir araya getirip, günümüzde adına Aşure adını verdiğimiz çorbayı pişirirler. Bizler her ne kadar Aşure'yi tatlı olarak tüketiyorsakta ilk pişirilmesi çorba olaraktır.
Bu sebeple de o günden bugüne orijinal Aşure tarifine dair bir bulgu bulunmamaktadır. Lakin kültürel ve bölgesel farklılıklara dayanarak Aşure malzemeleri değişiklik göstermektedir.
Osmanlı Hanedanında ise Aşure geleneği oldukça önem verilen geleneklerden biriydi. Osmanlı Hükümdarlığı boyunca Aşure geleneğinde öncülük hep Saray'a aitti. Yani Muharrem ayının 10. günü Aşure kazanları öncelikle Topkapı Saray Mutfaklarında pişirilir, daha sonra evlerde pişirilerek dağıtılmaya başlanırdı.
Saray da pişen Aşure'yi, Saray Mutfağının tatlıcıları olan ''HELVACIBAŞI''adı verilen görevliler pişirirdi. Büyük kazanlarda kaynayan Aşure'yi büyük bir merasimle ilk önce Padişah'a ve Harem halkına daha sonra devlet büyüklerine, sonra da ihtiyaç sahiplerine ve halka dağıtılırdı.
Özellikle II. Abdülhamit döneminde büyük bir merasime dönüşen Aşure geleneği, Halk tarafından dört gözle beklenirdi.
Saray aşçıları en az 50 kazan Aşure pişirir, Yıldız Sarayı Talimhane Meydanına götürülerek bir nizam'a göre Aşure kazanları dizilirdi.
Sabah namazından sonra ''Matbah-ı Amire Müdürü (Saray Mutfağı Sorumlusu),
Vekilharç (Saray Mutfağı Alışverişlerini yapan), Helvacıbaşılar (Tatlı pişirmekten sorumlu aşçılar)'', resmi kıyafetlerle meydan da kazanların başına geçer, duyurudan sonra ''Matbah-ı Amire İmamının'' duasıyla beraber halka Aşure dağıtımına başlanırdı.
Aşure zamanı, Aşure'yi konulan kaseler /kaplar, tatlıdan daha çok ilgi çeker, geri gönderilmez, Saray Hanedanları arasında bu kaplar, özel bölümlerde saklanırdı.
Bu durum halk arasında da farksız değildi, dağıtılan Aşure kaseleri geri gönderilmez, evlerde getiren kişinin adıyla anılır ve saklanırdı.
Halk arasında kaynayan Aşure'yi evin en büyüğü son kez karıştırır, üzerine kalaylı bir tepsi, onun üstüne de beyaz bir örtü ile kapatır ve Yasin-i Şerif okuduktan sonra demlenmeye bırakılırdı.
Demlenen Aşure'yi ev halkı içinde büyükten küçüğe doğru bir sırayla dağıtılır, selavatlar eşliğinde yenir, üzerine kapatılan tepside kalan ve Aşure Teri denilen buhar da şifa niyetine göz kapaklara ve alınlara sürülürdü.
Saray Mutfağında pişirilen tariflere bakıldığında, buğdayın yanı sıra, nohut, bakla, börülce kuş üzümü, razaki üzümü, süzme bal ile kaynatılmakta ve ateşten alınmaya yakın misk ve gül suyu, şam fıstığı, üzerine ise badem, fındık, fıstık ve ceviz ile süslenerek, sıcağı sıcağına yenilmesidir.
Geçmişten günümüze bu güzel gelenekleri bugün maalesef yapamasak da, sanırım bir çok ev de Muharrem ayının gelmesiyle birlikte aşure'ler kazanla olmasa da kaynatılarak pişirilmektedir.
Bir bilinen gelenek de Aşure pişirildikten sonra ilk olarak ev halkının tatması daha sonra konu komşu ile paylaşılmasıdır.
Bu yıl da Aşureler evlerde pişirilsin ve mutfaklarımızın bereketi bol olsun.
Şifa niyetine. . . Sevgiyle. . .
MALZEMELER:
2,5 su bardağı buğday
• 1 su bardağı Nohut
• 1 su bardağı kuru Fasulye
• 1/2 su bardağı Pirinç
• 24-26 ad kuru kayısı
• 1 su bardağı kuru üzüm
• 7-8 ad kuru İncir
• 10 ad karanfil
• 3 yemek kaşığı gül suyu
• 4 su bardağı toz şeker
• Arzuya göre portakal kabuğu rendesi
ÜZERİNE:
• Fındık, fıstık, dolma fıstığı, kuş üzümü, nar, hindistan cevizi, badem
HAZIRLANMASI:
• Bakliyatları ayrı kaplara alın ve bol suda geceden ıslatın.
• Nohutu ve fasulyeyi ayrı ayrı haşlayın ve nohutların kabuklarını soyun.
• Buğday'ı kara suyu çıkana kadar bir kaç sefer yıkayın ve 15 su bardağı su ile haşlamaya başlayın.
• Pirinci de ayrı bir kapta haşlayın.
• Yumuşamaya başlayan buğdayların üzerinde oluşan kabuğu temizleyin ve suyu azaldıysa bir miktar daha sıcak su ekleyin.
• Hazırladığınız nohutları ve fasulyeleri de buğdaya ekleyerek 5 dakika birlikte kaynatın.
• Şimdi toz şekerini ekleyebiliriz, kaynatmaya devam edin, çünkü şeker bakliyatı biraz diriltir. Kontrol etmeyi unutmayın.
• Haşladığınız pirinci de ekleyebilirsiniz.
• Bu arada kayısıları bir taşım sıcak suda haşlayın ve eğer büyükse dörde bölün ve kaynayan aşureye ekleyin.
• Karanfilleri bir elmanın üzerine batırın ve içine bırakın. (içinden alması kolay olur)
• İncirleri de sıcak suda haşlayın ve ikiye kesin.
• Aşurenizi ateşten almaya 5 dakika kala incirleri ekleyin ki Aşurenizin rengi kararmasın.
• Arzuya göre portakal kabuğu rendesi de ekleyebilirsiniz.
• Aşure kıvam almaya başlayınca ateşten indirin gül suyu ekleyin ve demlenmeye bırakın.
• Ilık hale gelince kaselere aktarın ve üzerlerini süsleyin.
• Eski geleneği yapmak isterseniz Aşure kapağında biriken buharı göz kapaklarınıza ve alnınıza şifa niyetine sürebilirsiniz.
İlk tadım ev halkının daha sonra konu komşunundur, unutmayın.
Evleriniz bereketli eşiniz dostunuz bol olsun.
Afiyet olsun.
Sevgiyle...
Hicri yılbaşının gelmesi ile beraber Hicri takvimin ilk ayı olan ''Muharrem ayı''başladı. Sözlükte ''haram kılınan, yasaklanan, kutsal olan, saygı duyulan''anlamlarındaki ''Muharrem'', savaşmanın haram kabul edildiği dört aydan birisidir. Allahın ayı denmesinin sebebi de bu yüzdendir.
İnanca göre Şiilik'te önemli bir figür olan İslam Peygamberi Muhammed'in torunu İmam Hüseyin, Kerbela da Muharrem ayının 10. günü öldürülmüştür. Muharrem ve Safer aylarını matem ayları olarak kabul edilir. Bu sebeptendir ki Hz. Hüseyin ve 72 arkadaşının şehit edildiği tarihi anmak için de AŞURE pişirilir.
Aynı zamanlarda Nuh Peygamberin gemisinin tufandan kurtulduğu ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığı günlerde bu günlere raslamaktadır. Ve bu günleri de anmak için Aşure pişirildiği söylenmektedir.
Bereket ve paylaşım simgesi olarak kabul edilen AŞURE, bu yılda yine evlerde pişirilmeye başlayacak.
Aşure geleneğinin Nuh Peygamber zamanından geldiği de bir diğer rivayettir ve Nuh tufanı ile başladığı yazılmaktadır.
Hz. Nuh ve ona iman edenler, büyük tufan sonrası bindikleri gemi de ellerinde kalan son malzemeleri büyük bir kazan'a toplayarak bir araya getirip, günümüzde adına Aşure adını verdiğimiz çorbayı pişirirler. Bizler her ne kadar Aşure'yi tatlı olarak tüketiyorsakta ilk pişirilmesi çorba olaraktır.
Bu sebeple de o günden bugüne orijinal Aşure tarifine dair bir bulgu bulunmamaktadır. Lakin kültürel ve bölgesel farklılıklara dayanarak Aşure malzemeleri değişiklik göstermektedir.
Osmanlı Hanedanında ise Aşure geleneği oldukça önem verilen geleneklerden biriydi. Osmanlı Hükümdarlığı boyunca Aşure geleneğinde öncülük hep Saray'a aitti. Yani Muharrem ayının 10. günü Aşure kazanları öncelikle Topkapı Saray Mutfaklarında pişirilir, daha sonra evlerde pişirilerek dağıtılmaya başlanırdı.
Saray da pişen Aşure'yi, Saray Mutfağının tatlıcıları olan ''HELVACIBAŞI''adı verilen görevliler pişirirdi. Büyük kazanlarda kaynayan Aşure'yi büyük bir merasimle ilk önce Padişah'a ve Harem halkına daha sonra devlet büyüklerine, sonra da ihtiyaç sahiplerine ve halka dağıtılırdı.
Özellikle II. Abdülhamit döneminde büyük bir merasime dönüşen Aşure geleneği, Halk tarafından dört gözle beklenirdi.
Saray aşçıları en az 50 kazan Aşure pişirir, Yıldız Sarayı Talimhane Meydanına götürülerek bir nizam'a göre Aşure kazanları dizilirdi.
Sabah namazından sonra ''Matbah-ı Amire Müdürü (Saray Mutfağı Sorumlusu),
Vekilharç (Saray Mutfağı Alışverişlerini yapan), Helvacıbaşılar (Tatlı pişirmekten sorumlu aşçılar)'', resmi kıyafetlerle meydan da kazanların başına geçer, duyurudan sonra ''Matbah-ı Amire İmamının'' duasıyla beraber halka Aşure dağıtımına başlanırdı.
Aşure zamanı, Aşure'yi konulan kaseler /kaplar, tatlıdan daha çok ilgi çeker, geri gönderilmez, Saray Hanedanları arasında bu kaplar, özel bölümlerde saklanırdı.
Bu durum halk arasında da farksız değildi, dağıtılan Aşure kaseleri geri gönderilmez, evlerde getiren kişinin adıyla anılır ve saklanırdı.
Halk arasında kaynayan Aşure'yi evin en büyüğü son kez karıştırır, üzerine kalaylı bir tepsi, onun üstüne de beyaz bir örtü ile kapatır ve Yasin-i Şerif okuduktan sonra demlenmeye bırakılırdı.
Demlenen Aşure'yi ev halkı içinde büyükten küçüğe doğru bir sırayla dağıtılır, selavatlar eşliğinde yenir, üzerine kapatılan tepside kalan ve Aşure Teri denilen buhar da şifa niyetine göz kapaklara ve alınlara sürülürdü.
Saray Mutfağında pişirilen tariflere bakıldığında, buğdayın yanı sıra, nohut, bakla, börülce kuş üzümü, razaki üzümü, süzme bal ile kaynatılmakta ve ateşten alınmaya yakın misk ve gül suyu, şam fıstığı, üzerine ise badem, fındık, fıstık ve ceviz ile süslenerek, sıcağı sıcağına yenilmesidir.
Geçmişten günümüze bu güzel gelenekleri bugün maalesef yapamasak da, sanırım bir çok ev de Muharrem ayının gelmesiyle birlikte aşure'ler kazanla olmasa da kaynatılarak pişirilmektedir.
Bir bilinen gelenek de Aşure pişirildikten sonra ilk olarak ev halkının tatması daha sonra konu komşu ile paylaşılmasıdır.
Bu yıl da Aşureler evlerde pişirilsin ve mutfaklarımızın bereketi bol olsun.
Şifa niyetine. . . Sevgiyle. . .
MALZEMELER:
2,5 su bardağı buğday
• 1 su bardağı Nohut
• 1 su bardağı kuru Fasulye
• 1/2 su bardağı Pirinç
• 24-26 ad kuru kayısı
• 1 su bardağı kuru üzüm
• 7-8 ad kuru İncir
• 10 ad karanfil
• 3 yemek kaşığı gül suyu
• 4 su bardağı toz şeker
• Arzuya göre portakal kabuğu rendesi
ÜZERİNE:
• Fındık, fıstık, dolma fıstığı, kuş üzümü, nar, hindistan cevizi, badem
HAZIRLANMASI:
• Bakliyatları ayrı kaplara alın ve bol suda geceden ıslatın.
• Nohutu ve fasulyeyi ayrı ayrı haşlayın ve nohutların kabuklarını soyun.
• Buğday'ı kara suyu çıkana kadar bir kaç sefer yıkayın ve 15 su bardağı su ile haşlamaya başlayın.
• Pirinci de ayrı bir kapta haşlayın.
• Yumuşamaya başlayan buğdayların üzerinde oluşan kabuğu temizleyin ve suyu azaldıysa bir miktar daha sıcak su ekleyin.
• Hazırladığınız nohutları ve fasulyeleri de buğdaya ekleyerek 5 dakika birlikte kaynatın.
• Şimdi toz şekerini ekleyebiliriz, kaynatmaya devam edin, çünkü şeker bakliyatı biraz diriltir. Kontrol etmeyi unutmayın.
• Haşladığınız pirinci de ekleyebilirsiniz.
• Bu arada kayısıları bir taşım sıcak suda haşlayın ve eğer büyükse dörde bölün ve kaynayan aşureye ekleyin.
• Karanfilleri bir elmanın üzerine batırın ve içine bırakın. (içinden alması kolay olur)
• İncirleri de sıcak suda haşlayın ve ikiye kesin.
• Aşurenizi ateşten almaya 5 dakika kala incirleri ekleyin ki Aşurenizin rengi kararmasın.
• Arzuya göre portakal kabuğu rendesi de ekleyebilirsiniz.
• Aşure kıvam almaya başlayınca ateşten indirin gül suyu ekleyin ve demlenmeye bırakın.
• Ilık hale gelince kaselere aktarın ve üzerlerini süsleyin.
• Eski geleneği yapmak isterseniz Aşure kapağında biriken buharı göz kapaklarınıza ve alnınıza şifa niyetine sürebilirsiniz.
İlk tadım ev halkının daha sonra konu komşunundur, unutmayın.
Evleriniz bereketli eşiniz dostunuz bol olsun.
Afiyet olsun.
Sevgiyle...